ANNEM'E...

 

Çok değil, 2 yıldır görmemiştim nuryüzünü...... Unutkanlığından şikayet ediyordu

canyoldaşın can babam, ara ara kızıyordu sana.. Herkesin imrendiği titizliğin,

canlılığın kaybolmuş, donuklaşmıştın. Nadiren susan tatlı dilin, konuşmaz olmuştu artık...

Tepkilerin azalmış, dalıp dalıp gidiyordun uzaklara.... Normal değildi hallerin ve

doktorlar koymuştu bu normal olmayan halin adını: ALZHEİMER!!!

 

Nasıl da şok olmuş, kabullenememiştik; sanki bize uğraması yasakmış gibi bu laneti...

Oysa yasak dinlemiyordu, ne hastalıklar ne de belalar.... Allah' ın takdiri deyip,

buna da şükrettik... Öyle ya, enazından ölümcül bir hastalık değildi... En azından acıların,

ağrıların yoktu... Küçük bir çocuk gibi olsan da zaman zaman, yanımızda ve başımızdaydın.

Gerçi hayat rüzgarı gurbete atmıştı beni, uzun zaman önce; 2-3 yılda bir görebiliyordum

seni... Olsun, hayattaydın ya...

 

İstanbul - Amasya arasındaki hatta yolculuk, dünya-ahiret arası gibi "imkansız"

değildi en azından.... Hiç değilse telefonda sesini duyabiliyordum, "canım yavrum"

deyişinle titriyordu yüreğim... "Oğlum, Taner' im" le başlayan cümlelerin kesik kesik de olsa

sevgini, hasretini hissettiriyordu hasretinle boğulan ruhuma.........................

 

Hevesle binmiştim otobüse bundan 1 ay önce.... Hem kardeşimin mürüvvetini görecek,

hem de pamuk ellerinden öpüp, her zamanki gibi "n'aber Asiye teyze" diyerek

gülümsetecektim seni... Uyuyamadım yolda heyecandan, vuslatın tatlı - buruk tadının

içimdeki fırtınasından... Daha kavuşmadan dönüşün acısıydı içimi yakan... Öyle ya,

ayrılıklar nasıl ki kavuşmanın anahtarıysa, kavuşmalar da ayrılığın habercisiydi biz

gurbetçiler için....

 

Otobüsten iner inmez bir keyif sigarası yaktım, kendimle dalga

geçerek... Yol boyu nasıl da koymuştu sigarasızlık, normalden çıkmış bünyeme...

Şimdi "evime" gidecek, babama, sana sarılacak ve öylece kalacaktım bir süre,

içimden hamdederek Yüce Rabbime.. Elim titreyerek çaldım kapının zilini....

Babam açtı kapıyı... Ve kardeşlerim.... Her birine hasretle sarıldım, kokladım,

öptüm..... Ama gözlerim ve kollarım seni arıyordu bir taraftan.... Sonra dinen

bir fırtına gibi sessizleşti ortalık.. Dudaklar susmuş, gözler konuşuyordu...

 

İçeri yürüdüm, kimseye birşey sormadan.... Seni gördüm koltukta, sessiz ve garip bir

halde otururken. "Ben geldiiiim" dedim içimdeki çocuğun ses tonu ve neşesiyle....

Kollarımı kaldırdım ve "yavrum, Taner' im hoşgeldin" cümlesini ve coşkusunu bekledim,

sana bakarak.

 

Ama ne bir cümle, ne de bir coşku yoktu sende... "Kim bu acaba" der gibi, anlamsız

ve boş bakıyordu gözlerin... Annem, canım annem tanımamıştı beni... Bir yabancıya

bakar gibi bakıyordu karşımda.... Derken babamın "oğlunu tanımadın mı" cümlesini

duydum biran.... Ruhum orada, o kapının dibinde kalarak, yürüdüm sarıldım sana,

ruhunu geçmişte bıraktığını anladığım bedenine..... Sarsıla sarsıla ağlamak geliyordu

içimden, ama yapmamalıydım bunu... Babam, kardeşlerim ne kadar üzülürdü kimbilir..

Dayanmalıydım ve dayandım.. Yine eski şebekliğimle takıldım sana, "ne o kız,

özlemedin mi beni, bak giderim" diyerek... Başınla hayır demiş, ama tek kelime

etmemiştin... Babam ısrarla soruyordu "kim bu çocuk" diye...

Ve sen "öğretmenin sorduğu soruyu bilmediği için, medet umar bakışları

arkadaşlarına yönelten bir çocuk gibi" bakıyordun kardeşlerime....

 

Sıradan bir durummuş gibi işi şakaya vurarak geçiştirdim.... Ama içim yanıyordu

be annem..... Beni doğuran, büyüten, yetiştiren annem tanımıyordu artık beni....

Bedenen hayattaydı ama, küçük bir çocuktan daha çocuktu sanki ruhu....

Kurduğu en uzun cümlede 2-3 kelimeden fazlası çıkmıyordu, bir zamanlar hayranlıkla

dinlediğimiz ağzından....hatta çoğu zaman konuşmuyordu bile... Ne acıktığını,

ne de bir ihtiyacını söyleyemiyordu. Ancak sorulursa kafasıyla evet veya hayır

yapıyordu....

 

Tam 6 çocuk ve 2 yeğen yetiştirmişti kendinde ne varsa vererek..

Tüketmişti işte tüm vereceklerini... Şimdiyse, ömrünün kalanında "alacaklı olan" oydu.

Şüphesiz tüm anne-babalar alacaklıydı, ama en kötü ihtimal, heybede birşeyleri vardı

onların, hayatlarını idame ettirme yetisi  adına....

Oysa sen..........................................................

 

Neyse ki, emeklerin boşa gitmemiş, hayırlı evlatlar yetiştirmiştin.... 2 kardeşim de

canla başla bakıyorlardı sana... Gözüm arkada kalmadan dönebilmiştim İstanbul' a..

Ama "aklım orada" kaldı be annem... Ne kadar iyi bakılırsa bakılsın,

"yaşadığın farkında olmayan" bir anne bıraktım ardımda... Şükürler olsun elbette,

hala nefes alıyor, hala yaşıyorsun... "Orada bir annem var uzakta" diyebildiğime

hamdediyorum her aklıma gelişinde...

Ama elimde değil, içim yanıyor, içim yanıyor be anne................................

 

                                                              Taner Erdem/ekim/2005